havadurum
Ensar İlyasoğlu

ensarilyasoglu@gmail.com

En sonunda krallar değil, "kral çıplak" diyenler kazanmıştır

16 Nisan yaklaştıkça, eteklerdeki taşlar bir bir dökülmeye başladı… "İç savaya hazırlanın" diyeni mi ararsınız, "Hayır diyenler haindir" imam mı istersiniz, "Terörist" yaftası vuranları mı ararsınız, "Şeytan" diyenimi görmek istersiniz… Sıra sıra, dizi dizi, çeşit çeşit, boy boy… Yaratıcılık düzeyi sıfır, politik seviye hak getire, "bölücülük" suçlaması da cabası!...

5532

 Önce “Hayır diyenler şeytandır” sözünü sarf eden densiz, sanki keramet sahibiymiş gibi Allah adını utanmazca, hayasızca, günlük siyasette kullanabilme pespayeliğini gösteriyor… Hani şimdi bu zevata terbiye içerisinde kalarak cevap vermek zor. Biz de onun üzerinden atlayıp, geçelim… Birileri ise “Hayır” diyenleri, akıllarına gelen, bildikleri, bütün terör örgütü diye ifadelendirdikleri örgütlerle ilişkilendiriyorlar. Hakmış… hukukmuş… adaletmiş… vicdanmış… Bunlarda kırıntısı bile yok… Hani bırakın tekil şahısları, aydınları, CHP’yi bile terörle ilişkilendirmekte bir sakınca görmüyorlar.

 

Biliyoruz, anlıyoruz, iktidar sahiplerinin, diktatörlerin, kralların, sultanların sofrasından beslenen, onları gülüp eğlendirmek için soytarılıklara soyunanlar,  tarihin her döneminde görülmüştür. Kuşkusuz burada kast ettiğimiz ‘evet’ oyu verecek sıradan yurttaşlar değildir. Ya da ‘evet’in ülke için yararlı olduğunu düşünerek söz söyleyenler asla değildir. Kast ettiğimiz her koşulda, her durumda “sahibinin sesi” gibi davranan, onaylayan, sadece “sahibinin” hoşuna gidecek lafları söyleyenleredir…

 

Bakın baylar; Biz ne şeytanız, ne şeytanın dümen suyunda palazlanmışız, ne dün göklere çıkarılan bugün “terörist” diye karşıya aldıklarınızdanız, ne iktidarın yarattığı dalgalar üzerinde sörf yapıp cambazlık oyunlarıyla kasalarınızı dolduranlardanız, sadece “Hayır” diyenlerdeniz. Ülkenin, halkın yararına görmediğimiz her şeye “Hayır” diyenleriz.

 

Öyle ucuz, içeriksiz söylemlerle, sopa sallamalarla, din istismarcılığıyla, bizleri gerçekleri söylemekten vazgeçireceğinizi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.

 

Sonuçta yapılacak olan bir halk oylamasıdır. Herkes düşüncesini söyleyecek, ‘evet’ diyen ‘evet’ diyecek, ‘hayır’ diyen ‘hayır’ diyecek, 17 Nisan’da yine bu ülkede birlikte yaşamaya devam edeceğiz.

 

Oylamaya sunulan Anayasa metninin içeriğini tartışmayanlar/tartışamayanlar, “şeytan” üzerinden, “terörist” üzerinden ucuz güzellemeler satarak(!) ortalıkta dolaşacaklarına, niçin “evet” dediklerini ve bu Anayasa taslağının hangi ihtiyaçlardan, gerçekte böyle bir ihtiyaç var mıydı, yok muydu üzerinden konuşsalar daha hayırlı bir iş yapmış olurlar.

 

Milletin, özellikle emekçilerin, gençliğin, kadınların, onca sorunu varken çözümlenmesi gereken onca dertleri varken, dış politikada sürekli baltayı taşa vurmalardan kaynaklanan problemler ülkenin başına bela olurken, neden ve şimdi böyle bir anayasa değişikliğine ihtiyaç duyulduğunu tartışmak bizce daha hayırlı bir iş olur…

 

Yok, o öyleymiş, bu böyleymiş, teröristler “Hayır” diyormuş, “biz bu nedenle evet diyoruz…” söylemleri, ancak çaresizliğin bir ifadesi olarak kendi değerini(!) ortaya çıkarır. Herkesin ifade özgürlüğünün garantiye alındığı bir iklim olmadan, yani “hayır” oyu kullanacakların çalışmaları güvenceye alınmadan “evet” kendi meşruluğunu yaratamaz.

 

Bugün gelinen noktada, halkoyuna sunulan anayasa metni, ülkenin sorunlarını nasıl, çözeceğini ve hangi toplumsal ihtiyaçlar üzerinden, böyle bir anayasa metni, yönetsel değişikliğe ihtiyaç duyulduğunu ikna etmekten son derece uzak görünüyor.

 

Kısacası, hangi sorunlar, hangi araçlarla, hangi olanaklarla nasıl çözülecek? Bu söylenmiyor, hatta perdeleniyor... Mesela durup dururken, OHAL koşullarında niye bir varlık fonu oluşturulur?  Anayasa tartışmaları içerisinde, ülkenin geleceğini etkileyecek bu ekonomik değerlere ilişkin tartışmaların yapılması niye kim vurduya getirilir?

 

Sonuç olarak; halkoylaması süreci, tahmin edebileceğimiz nedenlerle, OHAL koşullarında, eşit, demokratik ve adaletli bir iklimde, demokratik bir çerçevede gerçekleşsin istenmiyor…

 

Ancak, tarih bize bir şeyi göstermiştir, sonunda ve nihayetinde, krallar ve kralın sofrasından beslenen soytarılar değil, daima “kral çıplak” diyenler; gerçeğin gözünün içine, gözlerini kırpmadan, onurla, ahlakla, vicdanla bakanlar kazanmıştır…