"Demokrasi ve laikliğe en çok kadınların ihtiyacı var"

8 Mart Kadın Platformu tarafından bugün gerçekleştirilen yürüyüşte kadınlar Çanakkale sokaklarında hakları için seslerini yükselltti. Platformun basın açıklamasında ise demokrasi ve laiklik çağrısı yapıldı.

849

Çanakkale 8 Mart Kadın Kadın Platformu tarafından bugün saat 16:00'da Eğitim Fakültesi'nden başlayıp, İskele Meydanı'nda yapılan basın açıklamasıyla sona eren bir yürüyüş düzenlendi.
Büyük bir kalabalık ile gerçekleştirilen yürüyüşün ardından İskele Meydanı'nda bir basın açıklaması yapıldı.
İskele Meydanı’nda Aslı Nalbantoğlu tarafından basın açıklaması okunan basın aıklamasında şu ifadeler yer aldı:
“İklimin ve yaşadığımız koşulların soğukluğuna karşı; umudu yeşerterek, dayanışmayı güçlendirerek 8 Mart’a alanlardayız. 8 Mart’ın tarihinden bir kez daha öğreniyoruz ki, kadınlar bugüne kadar ne kazandıysa mücadele ederek kazandı.
Kadınlar 19. yüzyıl ortalarından itibaren sanayileşmenin geliştiği her yerde, Avrupa’da ve ABD’de kapitalist sömürü düzenine karşı ve örgütlenme hakları için çetin mücadeleler verdiler. İnsanca yaşayabilecekleri sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya özlemiyle, tam politik hak eşitliği, daha yüksek ücretler, daha iyi çalışma koşulları, çalışma saatlerinin kısalması, insana yaraşır barınma ve yaşam koşulları için grevlerle, direnişlerle haksızlığa ve ayrımcılığa karşı durdular. İşçi ve emekçi kadınların eşitsizliğe ve sömürüye karşı tam hak eşitliği, savaşa karşı barış mücadelesinin birleştiği tarihtir 8 Mart.
Bugün de biz kadınlar sermayenin ve onun has temsilcisi siyasi iktidarın saldırılarına karşı başta yaşam hakkımız olmak üzere en temel haklarımız için mücadele ediyoruz. Şiddet, yaşamımızın tüm alanlarını kapsayan güvencesizlik, yoksulluk, yaşlı-çocuk-engelli bakım hizmetlerinin üzerimize yıkılması, “ev-iş yaşamını uyumlulaştırma” söylemleri altında kadınların çalışma yaşamından koparılması, dinin araç haline getirilerek tüm gerici, cinsiyetçi, ataerkil söylem ve uygulamaların hayata geçirilmesi, kamu kurumlarında kreşlerin, sosyal tesislerin kapatılması, çalıştığımız işyerlerinde mobbing, cinsiyetçi, ayrımcı uygulamaların artması gibi daha sayabileceğimiz birçok ortak sorunumuz karşısında;Bir araya gelmekten, örgütlenmekten ve birbirimizin çaresi olmaktan başka bir yol olmadığını biliyoruz.
Siyasal iktidar kendi bekası için eşitlik kavramını her yerden silmek istiyor. Kadınları şiddete karşı koruyan İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldı.Eğitimde baştan aşağı kadını yok sayan müfredatla karşı karşıyayız. Bir taraftan üç çocuk çağrıları yapılıp kadınlar ev içi işlere hapsedilmeye çalışılırken diğer taraftan yoksulluk en çok da kadın yoksulluğu almış başını gidiyor. Bizleri parça başı, esnek, güvencesiz işlerde çalışmaya mecbur bırakanlar ekonomik krizin faturasını da bize ödetmeye çalışıyorlar. İşte tüm bunların üzerine şimdi de “aile yılı” ilan ettiler.
“Ailenin korunması” sözünün geçtiği her yerde gerçekte amacın emekçilerin, kadınların ya da çocukların hayatının korunması olmadığını yaşadıklarımızdan biliyoruz. Çocuğuna okul pantolonu alamayan baba intihar edebilir, anne fön makinesinin kordonuyla kendini asabilir, kadınlar şiddete, istismara tecavüze uğrayabilir, çocuklar MESEM’lerde iş cinayetlerinde hayatını kaybedebilir. İşte bu sahte “aile” söylemlerinin tamamının arkasında milyonların hayatına rağmen, tek korunmak istenen sömürü düzenidir.
Bu sebeple bu yıl “aile değil kadınız, köle değil emekçiyiz, eşitlikten vazgeçmeyeceğiz” diyerek alanlardayız.
Bütün bu sömürü ve güvencesizlik politikaları karşısında, ülkenin dört bir yanında çeşitli işyerlerinde, fabrikalarda sendika hakkı ve ücretlerin arttırılması için grevler, doğa katliamlarına karşı direnişler devam ediyor. Kadınlar yine bu mücadelelerde en önde yerlerini alıyorlar. Buradan onları bir kez daha selamlıyoruz…
Kadınlar ve LGBTİ’ler yine hedefte
Son günlerde gündemde olan 10. Yargı Paketiyle kadınlar ve LGBTİ’ler yine hedef alınıyor. Taslakta yer alan “biyolojik cinsiyete ve genel ahlaka uygun davranmamak” ifadesi,hukuk güvenliğini ortadan kaldırarak insanların nasıl giyineceğine, nasıl yaşayacağına, nerede ve nasıl var olacağına müdahale edilmesinin önünü açıyor. Kadınları iktidarın dayattığı “makbul kadın” kalıbına sokmaya çalışırken, LGBTİ’lerin varoluşunu suç haline getiriyor. Keyfi yargılamalar ve cezalarla şiddet ortamını daha da körükleyecek, yaşam hakkının tehdit edilmesine varan suçlara kapı açacak bu düzenleme geri çekilmelidir. Özgürlüğümüzü, yaşam hakkımızı kimseyi geride bırakmadan, kimseden vazgeçmeden savunmaya devam edeceğiz.
Her gün kadın cinayetleri haberleri ile sarsılıyoruz. Kadın cinayetlerini önleyici tedbirler almak yerine katillere ödül gibi cezalar veriliyor. Erkek vahşetine iyi hal, haksız tahrik indirimleri uygulanıyor. Bizler kadın cinayetlerine karşı yasta değil isyandayız, kadın cinayetleri politiktir demeye ve mücadelemize devam edeceğiz.
Demokrasi ve laikliğe en çok kadınların ihtiyacı var…
En temel insan hak ve özgürlüklerini ayaklar altına alan, grevleri yasaklayan, örgütlenmenin önüne fiili ve yasal engeller çıkaran, keyfi gözaltılar, tutuklamalarla ülkeyi hapishaneye çeviren, belediyelerden üniversitelere canının istediği her yere kayyum atayan, yaşamın bütün alanlarını dini referanslarla yeniden düzenlemeye çalışan, yaptıkları yapacaklarının teminatı olan iktidara cevabımızı mücadelemizi ve dayanışmamızı büyüterek vereceğiz.
-“Aile yılı” adı altında kadınlara dayatılan esnek ve güvencesiz çalışmaya karşı güvenceli iş,
-İnsanca yaşam için insanca bir ücret,
-İşyerlerinde mobbing ve tacize karşı önlem alınması,
-Sendikal haklar ve kadınların örgütlenmesine karşı saldırıların son bulması,
-Kadına yönelik şiddet, istismar ve cinayetlere karşı caydırıcı cezaların uygulanması, 6284’ün etkin hale getirilmesi,
-Sığınmaevlerinin sayısının arttırılması,
-Sömürüsüz ve şiddetsiz, eşit ve özgür bir yaşamı birlikte kurmak için tüm kadınları sesimizi ve gücümüzü birleştirmeye çağırıyoruz.
Birleşerek mücadele edecek ve bu düzeni değiştireceğiz."

(HADİYE AYŞE İRİM)
Paylaş