DOLAR 31.3882 %0.00
EURO 34.0709 %0.00
G.ALTIN 2100.9803 %0.00
BITCOIN 61915.8806 %-1.78
ETHERIUM 3412.0119 %-1.07
havadurum

“Asrın felaketi” sadece 11 ili değil, tüm Türkiye’yi etkiledi 

“Asrın Felaketi” olarak nitelendirilen 6 Şubat Depremi, Türkiye kadar Dünyadaki birçok insanı derinden etkiledi. Bu süreçte on binlerce vatandaşımızı kaybetmenin üzüntüsünün yanında, toplumda birçok kesimde psikolojik problemlerin de açılmasına neden oldu. En önemlisi; güvende hissetme hissi zedelenen insanlar, bu tarz kaygıların yol açtığı problemlerle karşı karşıya kalıyor. Psikoterapist Deniz Kula ise bu gibi süreçlerin “empati kurma” becerisiyle yakından ilişkili olduğuna değindi.

814

Geçtiğimiz sene 6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli ve 11 ilin etkilendiği deprem, sadece depremi yaşayan, o bölgede bulunan kişileri değil, kitle iletişim araçları olan; telefon, televizyon, radyolar vb. sayesinde diğer bölgelerde yaşayan insanları da oldukça etkiledi. Depremin ardından depremzedeler kadar olmasa da, diğer insanlar üzerinde de travmatik etkilerin ortaya çıktığı gözlemleniyor. Özellikle empati becerisi gelişmiş kişilerde bu süreçler oldukça sancılı geçebiliyor. Bu gibi toplumu derinden etkileyen süreçlerin ne gibi geri dönüşleri olduğu, yaşanan problemlerle nasıl baş edilebileceği noktasında Psikoterapist Deniz Kula ile konuştu. Çanakkale OLAY Gazetesi’ne özel açıklamalarda bulunan Kula; “Biz hayatın normal bir şekilde devam ettiğine inanırız, başımıza kötü bir şeylerin geleceğini düşünmeyiz, en önemlisi de normal yaşantımızda güvende olduğumuzu hissederiz. Bu tür olaylara şahit olmak da, izlemek de, görmek de bu inancımızı biraz sarsıyor” şeklinde konuştu.

“Geçmişte olan travmalarını tetiklemiş olabilir”

6 Şubat 2023 yılında meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerin beraberinde getirdiği psikolojik problemlere dair konuşan Psikoterapist Deniz Kula; “Psikolojik yardım anlamında biliyoruz ki ilk önce, orada bulunan AFAD yetkilileri, gönüllüler, itfaiye olsun, deprem sürecine şahit olduklarını, çok fazla etkilendiklerini ve psikolojik yardım yapıldığını biliyoruz. Bu tarz olaylara yaşayanlar kadar olmasa da şahit olanlar, görenlerde de travmatik etkiler olabiliyor, geçmişte olan travmalarını tetiklemiş olabilir” sözlerini kullandı.

“Güvende olma hissi elbette zedeleniyor”

Bu gibi olayların, insanların kendilerini güvende hissetmemesine yol açtığını dile getiren Kula; “Biz hayatın normal bir şekilde devam ettiğine inanırız, başımıza kötü bir şeylerin geleceğini düşünmeyiz, en önemlisi de normal yaşantımızda güvende olduğumuzu hissederiz. Bu tür olaylara şahit olmak da, izlemek de, görmek de bu inancımızı biraz sarsıyor. Elbette oradaki insanlar kadar olmasa da en fazla sarsılan nokta ‘güvendeyim hissi’ zedeleniyor ve güvende olup olmadıkları noktasında endişeler başlıyor, oturduğu yerin sağlam olup olmaması noktasında kaygılar, Türkiye’nin çoğu noktası deprem bölgesi ve bu sebepten dolayı güvende olma hissi elbette zedeleniyor” diye konuştu.

“Karşı tarafla çok çabuk empati kurabiliyoruz”

İnsanların çok fazla empati kurduklarına değinen Kula; “Biz empati kuran canlılarız, karşı tarafla çok çabuk empati kurabiliyoruz, burada problem şu; çok fazla empati kurmak, insanlara zarar verebiliyor. Oradaki kişileri, yaşananları anlamaya çalışmanın ötesinde, fazla empati kurulduğu zaman, bu empatiyi kuran kişi de izlediklerinden, gördüklerinden, şahit olduklarından etkilenebiliyorlar, onların da bu tarz süreçlerde bazı tepkiler verdikleri, travmatik belirtiler verdiklerine şahit oluyoruz. Bu travmatik tepkileri, günlük rutinlerinden gözlemleyebiliyoruz. Örneğin; uyku düzeni çok önemli, uyku düzeninin azalması ya da fazlalaşması yani çok fazla uyumak, uyuyarak zaman geçirmek ya da hiç uyuyamamak. Başka bir belirti; yeme içme alışkanlıklarımızda görülüyor; çok fazla yemek yemek, çok fazla abur cubur tüketmek, devamlı yeme isteği içerisinde olmak ya da iştahımızın kesilmesi. Öte yandan psikosomatik dediğimiz; bedende fiziksel olarak bir rahatsızlık olmasa da baş, boyun, bacak ağrılarımız, panik ataklarla birlikte bu tarz travmatik durumlarda ortaya çıkabiliyor. Özellikle çocuklar üzerinden büyük etkiler görülebilir, o görüntülere çok fazla maruz kalmak, devamlı onları takip etmek, empati kurma becerisinin fazla olduğu kişilerde, fazla empati kurduğundan dolayı benzer tepkileri, olayı yaşamamış olsa bile görebiliyoruz” ifadelerini kullandı.

“Suçluluk duygusu da etkili olmuş olabilir”

Bu gibi süreçlerde suçluluk duygusu içerisine girildiğini vurgulayan Kula; “Orada bir sürü insan ölüyor ama ben burada rahat bir şekilde yaşıyorum, ben burada keyifli zaman geçiriyorum. Hatırlarsanız deprem dönemi kış aylarına denk geldi, çoğu bölgelerde kar yağdı, normalde biz kar yağınca çıkıp karda eğlenmek, keyif almak gibi etkinlikleri yapamaz hale geldiler, günlük rutinden bahsettiğim olay bu aslında. Günlük zevkleri, yaşamdan zevk aldıkları şeylerden, olayların yaşandığı bölgeleri düşünerek maalesef ve doğal olarak yapmamaya çalıştılar, aslında suçluluk da hissettiler. Çok fazla empati kuranlar, bu duyguları yoğun yaşayanlar koşa koşa o bölgelere gittiler, onlara yardım etmeye çalıştılar, belki de bu suçluluk duygusu da etkili olmuş olabilir” şeklinde konuştu.

“Tetikleyici bir rol oynadı”

Depremzedelerin, olayın ardından yaşadıkları zorluklara değinen Kula; “Deprem bölgesinden Çanakkale’ye gelen insanlar da var, Türkiye’nin birçok yerine gittiler. Onların burada yaşadıkları da aynı durum aslında, Çanakkale ya da İstanbul’a taşındılar, kat kat binalar görüyorlar, bu binalarda yaşamak zorunda kaldılar ve bu devamlı tetikleyici bir rol oynadı, deprem bölgesinden uzaklaşmış olsalar bile” diye konuştu.

“Psikolojik durumumuzu da korumak durumundayız”

Günlük rutinlerimizden vazgeçmememiz gerektiğini dile getiren Kula; “Özellikle yıldönümleri çok tetikleyici oluyor, 6 Şubat da öyle. Kendimizi çok fazla maruz bırakmamak gerekiyor, belli rutinlerimizden vazgeçmememiz gerekiyor; iş ortamı, spor, zevk aldığımız şeyler. Elbette duyarsız olmaktan bahsetmiyorum ama elimizden geleni yapıp, psikolojik durumumuzu da korumak durumundayız. Bu olayları konuşmamak kaçmak anlamına gelir, elbette konuşmak, oradaki duygularımızı belli etmek, üzüldüğümüzü birileriyle paylaşmak ama saatlerce oturup oradaki görüntüleri izlemek olumsuz olarak oldukça etkiler. Televizyonda ya da telefonda nereyi açsak bu tarz olayları, programları göreceğiz, duygularımızı gizlemeden ama çokta maruz kalmayarak, rutinlerimize devam ederek, psikolojik olarak kendimizi korumuş oluruz ama halen baş edemiyorsak, uyku, yemek, hareket sorunları, evde çıkmak istememe gibi belirtiler varsa da psikolojik yardım almak da etkili olabilir. Bu tür problemler yaşayan insanlara uzun uzun cümleler kurmamız gerektiğini düşünmüyorum, sadece yanlarında olduğumuzu, duygularını dinlemek, belki de fiziksel temas olarak sarılmak o kişiye gelecektir. Çok mantıkla aşılabilecek şeyler değil. Bu kişilerin daha çok yanlarında birilerine ihtiyaçları var, sosyal desteğe ihtiyaçları var, onları dinlemek, yanlarında olduğumuzu hissettirmek de bence yeterli olacaktır ve empati duygumuzu da kontrol etmek, çok fazla empati kurarak kendi travmalarımızı ya da yaşadığımız başka olayların tetiklenmesine izin vermememiz gerekiyor diye düşünüyorum” dedi. (Dilan Kaynak)

(HABER MERKEZİ)
Paylaş